Copyright 2017 - COĞRAFYA HAYATTIR

Türkiye’de Afetler

Doğal Afet : Aniden oluşan, başladıktan sonra insanlar tarafından engellenmesi zor olan, can ve mal kaybına neden olan yıkıcı olaylardır.

Beşeri Afet : İnsanlar tarafından oluşturulan yine can ve mal kaybına neden olan olaylar  beşeri afetler olarak değerlendirilir. Doğal veya beşeri afetler farklı gruplarda düşünülmesine rağmen, hepsinin temelinde

 doğal dengeyi bozan ve ona kendini yenileme imkânı vermeyen insanın başrol oynadığı görülmektedir.

Afet Yönetimi: Afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılabilmesi için afet öncesi, afet sırası ve afet sonrasında yapılması gereken tüm çalışmaları belirleyen ve uygulamaya aktaran yönetim biçimidir.

AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) : 2009 yılında çıkartılan 5902 sayılı yasa ile kurulmuştur. Başbakanlığa bağlıdır. Amacı afetlerin önlenmesi, öncesinde afete hazırlık yapma ve zararlarının

azaltılması; tüm kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği yapılarak koordinasyonun sağlanması,

afet sırasında ise gereken müdahalelerde bulunmak, afet sonrasında normale döndürme çalışmalarını yapmaktır.

Deprem Nedir ?

Yer kabuğunda oluşan hareketlerin ani olarak ortaya çıkan titreşimler halinde çevreye yayılması, geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsmasıdır. Deprem en genel tanımıyla, yer sarsıntısı anlamına gelir. Depremler, yerkabuğunun yerine tam oturmamış, oluşum bakımından genç arazilerinde daha etkili olur. Sebep olduğu mal ve can kayıplarının büyük olması nedeniyle en tehlikeli doğal afet olarak kabul edilmektedir. Yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de oluşacak depremlerde büyük can ve mal kaybına uğramamız kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Yurdumuzun %92'si deprem bölgeleri içerisinde yer almaktadır. Nüfusumuzun %95'i deprem tehlikesi altında yaşamakta,  sanayi merkezlerimizin %98'i ve barajlarımızın %93’ü deprem tehlikesinin büyük olduğu alanlarda bulunmaktadır.

Deprem Kavramları

Fay: Yer hareketleri sonucunda yer kabuğunda bükülemeyen sert tabakalarda oluşan kırıklardır.

Fay Çeşitleri: Normal faylanma genelde yerkabuğunun yatay çekme kuvveti sonucu oluşur. Ters faylanma basınç kuvveti sonucu oluşur. Yatay sıyırmalı faylanmada, bloklar birbirlerine göre yatay hareket yaparlar. Yatay faylanma hareketinin sağ veya sol atımlı olup olmadığı faya üsten bakılarak anlaşılabilir. Üstten bakıldığında, relatif yer değiştirme sağa doğru ise sağ atılımlı, sola doğru ise sol atılımlı olarak adlandırılır. Normal faylanma arasındaki blok çökerse buna "Graben" (çöküntü) denir. İki ayrı normal faylanma arasında bir yükselti kalırsa buna "Horst" (yükselti) denir.

Odak Noktası-İç Merkez (Hiposantr): Odak noktası yerin içinde depremin enerjisinin ortaya çıktığı noktadır. Bu noktaya odak noktası veya iç merkez de denir. Gerçekte, enerjinin ortaya çıktığı bir nokta olmayıp bir alandır, fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir.

Dış Merkez (Episantr ) :  Odak noktasına en yakın olan yer üzerindeki noktadır. Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli hissedildiği noktadır. Aslında bu, bir noktadan çok bir alandır. Depremin dış merkez alanı depremin şiddetine bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde olabilir. Bazen büyük bir depremin odak noktasının boyutları yüzlerce kilometreyle de belirlenebilir. Bu nedenle "Episantr Bölgesi" ya da "Episantr Alanı" olarak tanımlama yapılması gerçeğe daha yakın bir tanımlama olacaktır.

Odak Derinliği:  Depremde enerjinin açığa çıktığı noktanın yeryüzünden en kısa uzaklığıdır. Depremler odak derinliklerine göre sınıflandırılabilir. Bu sınıflandırma tektonik depremler için geçerlidir.

1.Sığ depremler: Yerin 0–60 km. derinliğinde olan depremlerdir. Sığ depremler dar bir alanda hissedilir, çok büyük hasar yaparlar.

2.Orta derinlikte olan depremler: Yerin 70–300 km. derinliklerinde olan depremlerdir. Daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girmesiyle oluşur.

3.Derin depremler: Yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir. Çok geniş alanlarda hissedilir, yaptıkları hasar azdır. Türkiye’de oluşan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0–60 km. arasındadır.

Eşşiddet (İzoseist) Eğrisi: Depremin etkisiyle aynı şiddetle sarsılan noktaların birleştirilmesiyle oluşturulan eğrilerdir. Bu eğrilerle çizilen haritalara eşşiddet (izoseist) haritası adı verilir.

 

DEPREM DALGALARI

Deprem anında, blokların ani olarak kayması ile deprem dalgaları üretilir ve bunlar kayaçlar içerisinde odaktan çevreye doğru yayılırlar.

Deprem dalgaları: 1. P,  2. S, 3.Yüzey Dalgaları olarak üç gruba ayrılır.                            

1. P dalgaları ( Boyuna Dalgalar): Kayıtçılara ilk ulaşan deprem dalgasıdır. Hızı, kabuğun yapısına göre 1,5 ile 8 km/sn arasında değişir. Tanecik hareketleri yayılma doğrultusuna paraleldir(Bu yüzden Boyuna Dalgalar olarak ta isimlendirilirler). Yıkım etkisi düşüktür  

2. S dalgaları (Enine Dalgalar) : Kayıtçılara ikincil olarak ulaşan deprem dalgasıdır. Hızı P dalgası hızının %60’ı ile %70’i arasında değişir. Tanecik hareketleri yayılma doğrultusuna dik ya da çaprazdır (Bu yüzden Enine Dalgalar olarak ta isimlendirilirler). Yıkım etkisi yüksektir
3.Yüzey dalgaları: Dünya'nın yüzeyi boyunca yayılan, P ve S Dalgaları'ndan sonra kayıtçılara gelen ve depremlerde esas hasarı yapan dalgalardır.

ŞİDDET:  Herhangi bir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği noktadaki etkisinin değeridir. Depremin şiddeti, kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi verebilir ancak gerçek şiddet onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkileri ile ortaya çıkar.  Depremin şiddeti,  "Şiddet Cetvelleri"ne göre değerlendirilmektedir. "Deprem Şiddet Cetvelleri" depremin etkisinde kalan canlı ve cansız her şeyin depreme gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Bu cetveller, her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde meydana getireceği etkileri belirlemektedir.

MAGNİTÜD: Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin değeridir. Magnitüd, 1930 yılında Prof. Charles Richter tarafından bulunan yöntemle ölçülmeye başlanmıştır. Richter ölçeğinde deprem sonunda açığa çıkan enerji ölçülmektedir.

1.Aletsel magnitüd: Standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik ve devir değeri ve alet ölçümleme fonksiyonlarının kullanılması ile yapılan hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir.

2.Aletsel magnitüd: Hacim dalgaları ve yüzey dalgalarından hesaplanmaktadır.

 Genel olarak, hacim dalgalarından hesaplanan magnitüdler (m), yüzey dalgalarından hesaplanan mağnitüdler (M) ile gösterilmektedir. Her iki magnitüd değerini birbirine dönüştürecek bazı bağıntılar mevcuttur.

3.Gözlemsel magnitüd: Değeri ise, gözlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr şiddetinden hesaplanmaktadır. Ancak, bu tür hesaplamalarda, magnitüd-şiddet bağıntısı incelenilen bölgeye göre değişebilmektedir. Gözlemevleri tarafından bildirilen depremin magnitüdü depremin enerjisi hakkında fikir vermez. Çünkü deprem sığ veya derin odaklı olabilir. Magnitüdü aynı olan iki depremden sığ olanı daha çok hasar yaparken, derin olanı daha az hasar yapacağından arada bir fark olacaktır. Yine de Richter ölçeği (magnitüd) depremlerin özelliklerini saptamada çok önemli bir unsur olmaktadır.

 

SİSMOLOJİ

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına "SİSMOLOJİ" denir.

SİSMOMETRE (DEPREM ÖLÇER):Depremleri ölçen ve kaydeden bir aygıttır. Deprem sırasında, gelen sarsıntılar, yeryüzüne doğru ilerler; sismometre bu sarsıntıları algılayıp yükseltir ve bunları uygun bir ortama kaydeder.

SİSMOGRAM: Sismometrelerin kayıtlarına sismogram denir.(Deprem sarsıntılarını gösteren çizgi)

ÖNCÜ DEPREM: Büyük bir deprem olmadan önce oluşan küçük sarsıntılardır.

ARTÇI DEPREM: Ana depremin meydana gelmesinden sonra, ortaya çıkan daha küçük sarsıntılar dizisidir.

 

DEPREM ÇEŞİTLERİ VE SEBEPLERİ

Tektonik  Depremler:

Yer kabuğunu meydana getiren levhaların çarpışması veya birbirinden uzaklaşması sonucunda oluşan titreşimlerin çevreye yayılması ile meydana gelirler. Etki alanı çok geniş olan ve şiddetleri çok yüksek olan depremlerdir. Yeryüzünü etkileyen depremlerin büyük bölümü bu gruba girer. Yurdumuzda oluşan depremlerin tamamına yakını tektonik deprem biçiminde meydana gelmektedir

Volkanik Depremler:

Volkanik olaylar sırasında açığa çıkan gazların oluşturduğu patlamalar sebebiyle, meydana gelen    

titreşimlerdir. Yanardağların aktif oldukları alanlarda oluşan depremlerdir. Bu nedenle yurdumuzda  

bu tür depremler oluşmamaktadır.

Çöküntü (göçme) Depremleri:

Çeşitli şekillerde yeraltında oluşmuş olan, karstik erime çukurlarının, kömür ocaklarının ve yeraltı   

sularının meydana getirdiği boşlukların tavan bölümlerinin çökmesi sonucunda meydana gelen  

titreşim hareketleridir. Dar alanlarda etkili olan bu depremlerin oluşturdukları şiddet küçüktür.

 

Diğer depremler: Büyük heyelanlar ve yeryüzüne çarpan meteorlar küçük çaplıda olsa sarsıntıların oluşmasına neden  olmaktadırlar. 

Yurdumuzda Depremin En Etkili Olduğu Alanlar 

Marmara ve Ege Bölgesi topraklarının % 95’i 1. derece deprem bölgesi içinde yer almaktadır.

Doğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bölümü 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer alırken, riskin en düşük olduğu bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.

1., 2., 3. ve 4. derecede deprem bölgeleri riskli bölgeler olarak kabul edilirse, topraklarımızın % 96’sının deprem riski altında olduğu görülmektedir. Nüfusumuzun ise % 98’i deprem tehdidi altında yaşamaktadır.

Sanayi kuruluşlarımızın % 98’i, barajlarımızın ise % 92’si  deprem kuşakları içinde yer almaktadır.
En yıkıcı depremler, fay hatlarının bulunduğu yeraltı suları bakımından zengin dolgu ve alüvyal alanlarda meydana gelmektedir.

 

Türkiye’de Toprak Erozyonu Ve Korunma Yolları

Erozyon: Toprak örtüsünün dış güçler tarafından süpürülmesidir. Yurdumuz Dünya’da toprak erozyonunun en fazla olduğu ülkelerden biridir. Konya Karapınar çevresinde özellikle rüzgâr erozyonu etkili olmaktadır.

Yurdumuzda erozyonun en fazla etkili olduğu sahalar: Özellikle dağlık ve engebeli alanlarda şiddetli olmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzey, güney ve batı kısımları, Toros dağları, İç Anadolu’nun doğu kısımları, Ege Bölgesi’nde dağlık alanlar, özellikle İç Batı Anadolu bölümü ile Menteşe Yöresi, Güney Marmara ve Karadeniz Bölgesi şiddetli erozyon tehdidi altındadır. Diğer alanlarda orta şiddette erozyon oluşmaktadır.

Yurdumuzda Erozyonun Şiddetli Olmasının Temel Nedenleri:

1. Arazinin çok engebeli olması

2. Yamaç eğimlerinin fazla olması

3. Bitki örtüsünün büyük oranda tahrip edilmesi

4. Arazinin yanlış kullanılması

5. Jeolojik yapının aşınmayı arttırması

6. İklim (Sağanak yağmurlar)

Erozyonun Etkileri:

1. Tarım alanlarında verim düşer

2. Tarım alanlarımız azalır

3. Baraj gölleri taşınan malzemeyle dolar

4. Arazide toprak örtüsü yok olduğundan çıplak hale gelerek

5. Doğal dengenin bozulmasına bağlı olarak birçok bitki ve hayvan türü yok olur

Erozyondan Korunma Yolları:

1. Doğal bitki örtüsü korunmalıdır.

2. Otlak ve mera alanları korunmalıdır.

3. Yamaçlarda teraslama yapılmalıdır.

4. Eğimli tarım arazilerinde toprağı eğim yönüne dik biçimde sürmek

5. Nadas oranı azaltılmalıdır.

6. Halkın bilinçlendirilmesi

 

TÜRKİYE’DE HEYELAN VE YER GÖÇMELERİ

Yerin yapısını meydana getiren tabakaların, toprak örtüsünün ya da ana kayanın bir parçasının bulunduğu yerden koparak eğim doğrultusunda hareket edip daha aşağıda birikmesi, yer değiştirmesidir. Yer değiştiren bölüm yüzeyi meydana getiren toprak örtüsü olduğunda TOPRAK KAYMASI, toprakla beraber altta bulunan tabakaların, kayaların, yer değiştirmesine HEYELAN denir. Yurdumuzda çok sık olarak meydana gelen bir afet çeşididir. Yurdumuzda ilkbahar yağışları ve beraberinde yaşanan kar erimeleri nedeniyle toprağın suyla doygun hale gelmesidir. Heyelanların özellikle ilkbahar aylarında meydana geldiği görülmektedir. Bu nedenle ülkemizde heyelanların %65’i ilkbahar mevsiminde meydana gelir. Karadeniz Bölgesi özellikle yılın her döneminde bol yağış alması, arazinin engebeli oluşu ve yamaç eğiminin fazla olması nedeniyle heyelanların en fazla görüldüğü bölgemizdir. Yılık yağışın az olduğu ve volkanik arazilerin yaygın olduğu alanlar heyelanların az oluştuğu alanlardır. En az görüldüğü bölgemiz Güney Doğu Anadolu Bölgesi’dir.

 

HEYELAN OLUŞUMUNDA ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER

A. Jeolojik Faktörler:

1.Yer çekimi

2.Ana kaya özellikleri ve toprağın cinsi

3.Tabakaların uzanış biçimi

4.Eğim

5.Bakı

6.Deprem

B. Meteorolik Faktörler:

1.Yağış

2.Don

C. Beşeri Faktörler:

1.Maden ocağı açma

3.Yol yapımı, bina yapımı, kanal, tünel vb. çalışmalarda yapılan yamaç hafriyatları

 

OLUŞUM BİÇİMİNE GÖRE HEYELAN ÇEŞİTLERİ

1. AKMA BİÇİMİNDE: Kütlenin, (toprak örtüsü)  çamur şeklinde eğim doğrultusunda akmasıdır.

2. KOPMA BİÇİMİNDE: Tabaka veya tabaka paketlerinin kopmasıyla oluşan kaymalardır

Eğimin fazla olması, yeterli suyun bulunması, killi yapıların olması ve tabakaların eğim doğrultusunda uzanması toprak kayması ve heyelan oluşumunu kolaylaştırır.

 

HEYELANLARIN SONUÇLARI

1. İnsan kaybı

2. Hayvan kaybı

3. Tarımsal arazilerde ve tarım ürünlerinde oluşan hasarlar

4. Erozyon artar, toprak kaybı artar

5. Mesken hasarları

6. Kara ve demir yollarında oluşan hasarlar

7. Mal ve hizmetlerin nakledilmesinde oluşan olumsuzluklar

8. Baraj, tünel ve kanal çalışmalarına verdiği hasarlar

9. Arazi mülkiyeti açısından oluşan anlaşmazlıklar

10. Akarsu vadilerinin önünü kapatarak heyelan set göllerinin oluşmasını sağlar. (Sera, Tortum,  Yedigöller, Abant, Zinav)

11. Su, elektrik ve haberleşme hatları zarar görür.

YER GÖÇMELERİ

Yamaç alt kısımlarının akarsu ya da denizler tarafından oyulması, karstik alanlarda oluşan oyuntuların çökmesi ya da maden ocaklarının çökmesi ile meydana gelir. Toroslar ve Zonguldak çevresinde yaygın olarak yaşanmaktadır.

 

TSUNAMİ

Japonca’da büyük dalga anlamına gelmektedir. Tarihi kaynaklar, yurdumuzda Tsunami felaketlerinin yaşandığını göstermektedir.

Tsunami oluşumunun başlıca nedenleri:

—Deniz dibi depremleri  —Göktaşlarının denize düşmesi

Erken uyarı sistemleri kullanılarak can ve mal kaybını en aza indirmek mümkündür.

 

ÇIĞ

Eğimin ve kar yağışının fazla olduğu alanlarda meydana gelir. Oluşumunda insan (beşeri) etkisi de büyüktür.

1. En fazla meydana geldiği bölgemiz Doğu Anadolu Bölgesi'dir. (Hakkari ve Yukarı Murat- Van Bölümü)

2. Karadeniz Bölgesi- Doğu Karadeniz Bölümü

3. İç Anadolu Bölgesi- Yukarı Kızılırmak Bölümü

Alınabilecek Önlemler :

1. Kar tünelleri,

2. Kar çitleri,

3. Erken uyarı sistemleri,

4. Gözlem ekipleri.

 

SEL VE SU TAŞKINLARI

Bir akarsu yatağındaki su miktarının, havzasına normalden fazla yağmur yağması veya kar erimesi nedeniyle artması ile çevresinde yaşayan canlılara ve mallara zarar vermesine taşkın denir. Depremden

sonra en fazla can ve mal kaybına neden olan afettir.

 

Temel Nedenler :

1. Bitki örtüsünde tahrip,

2. Kuvvetli ve uzun süreli yağış, sağanak yağışlar,

3. Yanlış arazi kullanımı,

4. Dere yataklarının yerleşime açılması,

5. Çarpık kentleşme,

6. Drenaj kanallarının tıkanması, hatalı su

kullanımı,

7. Kar erimesi sonucu oluşan kuvvetli akış,

8. Aşırı eğim ve geçirimsiz topraklar,

9. Barajların çökmesi ve taşması.

En fazla meydana geldiği bölge : İç Anadolu Bölgesi Karadeniz'e dökülen Bartın, Filyos, Fırtına

Deresi ve İyidere taşkınların fazla olduğu akarsulardır. Meriç, Ergene, B. ve K. Menderes, Bakırçay, Gediz ve Susurluk sel ve su taşkınların yaşandığı diğer akarsularımızdır.

 

KURAKLIK

Yağışın normal seviyesinin altına düşmesi ve buharlaşma şiddetinin fazla olmasına bağlı olarak toprakta nem açığının oluşmasıyla meydana gelir. Yaz mevsiminin büyük oranda Dinamik Yüksek Basınç Merkezleri'nin etkisinde kalması yaz kuraklığını arttırır. Kuzey ve Güney kıyılarımızın yüksek dağlarla çevrili olması nemli hava kütlelerinin iç kısımlara girişini engelleyerek kurak alanların geniş olmasına neden olmuştur. Aynı anda birden fazla kaynağa etki eder.

 

Kuraklığın Etkileri

1. Ekonomide kayıp,

2. Gelişmede yavaşlama,

3. Besin üretiminde

düşme, stoklarda azalma,

4. Kıtlık, yoksulluk, göç ve sosyal sorunlar,

5. Enerji üretiminde azalma,

6. Tarıma dayalı sanayi, üretiminde kayıplar,

7. Üretim kaybına bağlı işsizlik,

8. Hayvan doğal yaşam alanlarının zarar görmesi,

9. Vergi gelirlerinde düşme.

 

ORMAN YANGINLARI

Hatay’dan başlayarak Akdeniz ve Ege sahil kesiminden İstanbul’a kadar uzanan kıyılar yangınlar açısından en riskli alanları oluşturmaktadır. Mevcut ormanlarımızın % 60’ı yangın açısından riskli durumdadır.

 

Orman Yangınlarının Nedenleri

1. Ülkemiz Akdeniz iklim kuşağına yer almaktadır. Bu durum ülkemizde orman yangını riskini arttıran önemli faktörlerden biridir.

2. Yaz aylarında yurdumuzda etkili olan tropik hava kütlelerinin oluşturduğu kurutucu etki.

3. Bu hava kütlelerinin etkili olduğu zamanlarda rüzgar hızı ve yönü.

4. Rüzgarın fön etkisi yangın riskini arttırmaktadır.

5. % 91’i insan kaynaklıdır. (Kasıtlı % 12, Kaza dikkatsizlik ve ihmal % 59 , Nedeni bilinmeyen, % 20)

6. % 9’u doğal (yıldırım) kaynaklıdır.

 

AFETLERİN SONUÇLARI

Afetler özellikle çok sayıda insan ve hayvan kaybına neden olmaktadırlar. Bunun yanında taşkın sahalarındaki tarım arazileri kum, çakıl ve balçık gibi maddelerle kaplanarak verim gücünü büyük oranda kaybeder.

1. İnsan kaybı 2. Hayvan kaybı 3. Konutlarda hasar 4. İş yerlerinde hasarlar 5. Tarımsal ürün kaybı 6. Toprak kaybı 7. Ulaşım hatlarında hasarlar 8. Haberleşme hatlarında hasarlar 9. Mülkiyete ait deniz kıyısı, akarsu yatağı gibi alanların yerinin değişmesiyle oluşan hukuki sorunlar.

Dolaylı Olarak : İşsizlik, toplumsal panik, korku, fakirlik ve salgın hastalıklara neden olurlar.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

f t g m

Sitemizde bulunan içerikler izin alınmadan başka bir ortamda TİCARİ amaçla kullanılamaz.

Hak sahipleri tarafından talep edilen dosyalar site yönetimine bildirildiğinde kaldırılacaktır.